AÄŸustos 30th, 2008
Güz gömleği giydi şiir
Hüzün sanıyor görenler
Açık kalmış bir düğmesi
Ki rüzgâr girsin diyedir
Cebinde yaÄŸmur kokusu
Bir tutam kurutulmuÅŸ ot
Yeni bir imge arıyor
Onunla, ince akan su (Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
Yedi tepeye kurulmuÅŸ
Pul pul
Gümüş gümüş balıkları
Pul pul
Işıktan sudan örülmüş
Canım İstanbul
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
AÄŸustos 30th, 2008
Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük…
Neler geçirdim ben!
Çıkabilseydi bir, “güzel” diyecek
Güzelleşirdim ben!
ARİF NİHAT ASYA
AÄŸustos 30th, 2008
Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki hep okşansın
Diz çökülsün hep
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi.
Zaman sensin, uyuyan sen
Åžafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi…
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi
Durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler
Asıl demek istediğim bu.
(Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
Giderken ne büyük sözler etmiştin
Ben hiç unutmadım senden ne haber?
Ölsem de bu sevda bitmez demiştin
Ben aynı aşığım senden ne haber?
Dönüşü olmayan yolda mı kaldın?
DaÄŸların ardında çölde mi kaldın? (Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
Baharda gelmedin yazda gelseydin
Ah benim hazanım eylül bakışlım
Nasıl sevdiğimi sen de bilseydin
Ah benim hazanım eylül bakışlım
Kaderimi baştan çizemez miydin
Bu kördüğümü sen çözemez miydin (Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
ne varsa aradığım bil ki sende bulmuşum
senden öncesi yoktu seninle var olmuşum
sende bütün ümitler,sende bütün özlemler
beni bende arama artık ben sen olmuşum
AHMET SELÇUK İLKAN
AÄŸustos 30th, 2008
Beni ta kalbimden vurdu gidiÅŸin,
Bütün umutlarım ağır yaralı.
Aklımdan çıkmıyor veda edişin,
Büyün duygularım ağır yaralı.
Aşkımız verirken en son nefesi,
Yıkıldı gönlümün sevda kalesi,
Sırtımda sanki bir bıçak darbesi,
Bütün anılarım ağır yaralı. (Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
Siyahın gezginiyim: Her gün daha derine
Yanar akşamla caddede vebalı lambalar,
Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
Redingotlarıyla mumya gibi otururlar
İş yerlerinde, kahvelerde. Ve akar zaman.
-Birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-
Demek isterim, alımlı kadının birine.
Çünkü kanar “bir mezarda bırakılan aÅŸklar”:
Adrianne! Jenny! Yıllardır bakir bir dulum ben,
Avuntu bilmez. Nafileydi tüm yolculuklar
O arayış: Kara güneş içimdeydi zaten.
Gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
Ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
Korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.
Adoniram! Hançerle sınandı ustalığın
Ve açıldı gül gibi Toht Kitabı’ndaki giz:
Herkes iki’dir. Ben kimin öteki adıyım?
Söyle: Bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
“İçimizde bir oyuncu, bir seyirci yaÅŸar”
Ve “akıl ürünleri delilikten de çıkar”
Kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın. (Åžiirin devamı …)
AÄŸustos 30th, 2008
Birgün başımızda sevda rüzgarları eserse
deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize
“al bir yudum pınarından özgürlüğün,
rüzgarından sevdamızın çek bir soluk”
yaşamın vişne rengi dudakları vardır sevgilim
öpüşün kadar sıcak ve tatlı
“seni benden ne bu duvar ayıracak, ne bu kapı
seni ne bu kara kara gelen ölüm”
çünkü ölüm;
yiğit ve sevecen bir yaşamın
umutlu günlere sunulmasıdır.
(Åžiirin devamı …)